“Pole Pole” tadını çıkara çıkara Tanzanya!

“Pole Pole” tadını çıkara çıkara Tanzanya!

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde hayatımızda köprü ismi değiştirmeye neden olan hadiseleri geçtim,  henüz gezi olaylarının bile patlak vermediği bir zamanda; dolar henüz 1,70 lerde; Eur ise 2,3 larda seyir ederken iki arkadaş yeni bir kıtaya seyir etmeye karar vermiş idik..
Kimi eş dost sohbetlerinde gezip görülen her yeni ülkenin, kültürün +1 puan getirdiği şakalaşmalar mevcut iken, yepyeni bir kıtaydı söz konusu olan.. Geri kalmış ülkeleri, açlığı, sefaleti, el değmemiş doğası ve bir türlü kendi ekonomik bağımsızlıklarını ilan edemeyen ülkelerin kıtasıydı.. Öyle bir yer ki Toyota gibi bir markanın en az reklam bütçesiyle en bilinir olduğu, adeta simgesi haline geldiği toprakların olduğu bir kıtaydı.. TV’da insanlarından çok hayvanlarını tanıdığımız, belki de hayvanların insanlarından daha mutlu ve maslow piramidinde daha üst seviyede yaşayabildiği bir kıta.. Bir kıta ki henüz ülkeleriyle değil de bütünüyle bildiğimiz, belki de cahilliğimizden genellemelerle tanımladığımız..
Heyecanımızı ise tanımlayamadığımız..

Bu kadar bilinmezin içine bambaşka bir cilt renginde ve maalesef memleketimizden, kültürümüzden gelen içgüdüsel korkuyla “kadın” olarak gidiyor oluşumuz elbet bir ilk için ürkütücüydü.. Zira expat hayat süren değerli bir arkadaşımızın yardımı ve lokal bir turizmci ile anlaşmasıyla tüm tur paketleri önceden hazırlanmıştı.. Her ne kadar  normal şartlar altında sevdiğim bir seyahat türü olmasa da geyet güzel ve dolu dolu geçen bir tatildi:
THY’nin direk uçuşunun olduğuna şaşırdığımız 7 saatlik bir uçuş sonrası sabaha karşı 3-4 arası Darüsselam’a vardık. Kurban bayramı olması nedeniyle tahminimizden çok daha kalabalık bir uçuştu diyebilirim. Saat farkı olmasa da iklim farkı gözle, gözeneklerle:) farkediliyordu. Ekim ayı en popüler sezon olmasa da yağışa  çok da maruz kalmadığımız, sıcaklıktan ise hiçbir eksiğimizin olmadığı bir dönemdi..(Ancak ziyaret için en güzel dönem aralık-şubat arası; zira nisan ayı yoğun yağışlı geçiyor, sel durumlarına varacak kadar..) Kapıda 50 USD karşılığında alınan vize ile sorunsuz giriş ve Zanzibar’a da aynı vize ile girebiliyor olmak da alışkın olmadığımız avantajlarından buranın..
Ertesi günü Darüsselamın lokal elişi aksesuarlarının satıldığı pazar demeye bin şahit baraka şeklindeki dükkanlarının olduğu yerleri, ülkenin ve birçok Afrika ülkesinin Afrika menşeeli Shopper’s mağazalarını gezmekle ve mükemmel kahve ve deniz ürünlerini tükettiğimiz Karambezi Cafe’de akşam yemeği ile değerlendirdik..
Turtles Island Zanzibar

 

Sonraki sabah ise erkenden bindiğimiz, sadece 3 beyazın bulunduğu bir feribot ile hayallerimize, Zanzibar adasına yola koyulduk.. Ada büyük olduğundan gideceğimiz ve gezmeyi planladığımız her bir bölgede farklı oteller ayarladık ki 5 günlük tatilimizde minimum vakit kaybı yaşayalım… Adanın merkezi Stone Town’da Princess Salme Inn adında bir hotelde bir gece konaklamak suretiyle o gün hızlı bir yiyecek alışverişi sonrası merkezin hemen karşısındaki Turtles / Prison Island’ı ufak bir kayıkla ziyarete gittik. Burası adından anlaşılacağı üzere zamanında tutukluların ve sıtma hastalığı bulunanların karantinada tutulduğu bir toprak parçası iken sonrasında önce Seyşeller’den getirilen sonrasında da lokal dev kaplumbağaların yurdu olmuş.. Üzerlerinde demirbaş numaralarını rahatlıkla görebileceğiniz ve 100  yaşın üzerindeki kocaman kaplumbağaları görmek isteyenler için huzur dolu ufacık bir ada kendisi..

Akşam gün batımı keyfini ise adını adanın gurur kaynağı Freddie Mercury’den alan merkezdeki restaurantta, şahsen yediğim en güzel pizzalardan biri ile ve meşhur dağlarından adını alan kilimanjaro bira ile bitirdik..işte tatil diye buna derim!
Ziyaret etmeyi planlanlayanlar için adada yapabileceğiniz/ yaptığımız diğer aktviteler:
-Spice Tour : 3 yaşında köyde yaşayan babaannenizin tarlasında, kümesinde bitkileri hayvanları keşfetmiş olma şansına erişenlerden misiniz? Maalesef biz o doğal nesilden değiliz, ancak güneye İpek Hanım’ın organik bahçesine tatile giden çocuklar keşfedebiliyor bunu şimdilerde.. Üzülmeyin, aynı mutluluğu Mr. Spice’ın bahçesinde bitkilerle yaşayabilirsiniz.. Bu eğlenceli ev sahibi önce her bitkiyi/meyveyi gösterip tahmin etmenizi istiyor, sonrasında ise hiç tahmin edemeyeceğiniz cevaplar alarak şaşırıyorsunuz, hem de Türkçe isimleriyle ve tatlarını da deneyerek! Beni en çok şaşırtan kakaonun meyve haliydi diyebilirim.. Diğer yandan turun sonunda Mr. Spice’ın oğlu ağaçlara tırmanıp özenle topladığı dallardan size sürpriz taç, kurbağa prens ve ihtiyacınız olan son mutluluk aparatı özel yüzüğü sunup size kendinizi prenses gibi hissettiriyor!
Tam zirvede bırakayım bari diyorsunuz ama sonra daha da heyecanlı bir kısım geliyor!
-Yunuslarla Yüzmek: Jump, jump they are friendly! Hafızama kazınmış cümlelerden biri olabilir.. Bilmediğiniz bir adada özellikle sabah saatlerinde beslenme zamanını yakalamaya çalıştığınız yunuslar için o zamanlar Türkiye şartlarında çok görmeye alışmadığımız siyahi bir kaptan ve kayığı ile Hint Okyanusu’nda sahilden uzaklaşmak; hali hazırda giymiş olduğunuz palet, şnorkel ve gözlükle 5 saniye içerisinde yanınızdan geçecek yunuslara dokunabilmek veya yakından görebilmek için o tam bu cümleyi söylediğinde atlamak! Sonrasında ise kıyıya yaklaşıp mercan resiflerini yakından keşfedecek kadar düşürmek adrenalini.. Not: Yunuslara gerçekten dokunanlar ve sağ çıkanlar olmuş duyumları mevcuttur;)
-Hemen hemen her otelde ya da bir nebze organize sayılabilecek sahilde bulunabilecek lokal teyzelerin yapacağı saati 10/15 USD olan (1,70 için ucuz zamanlardı, şu sıra bir fırsat kuponuyla çoğu otelden alabileceğiniz masaj fiyatı oldu tabii..) masaj.. gel-gitlerin oluşturduğu o git saatlerinde manzaraya karşı yapılabilecek en güzel aktivite diyebilirim..
– Jozani Ormanı Turu: Kırmızı Colobus maymun türlerinin dünyada kalan sayılı evlerinden biri olmakla birlikte, ormanın çok bakımlı düzenli ya da cezbedici bir yanı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bu türe ya da hayvanlara özel bir ilginiz yoksa geçilebilir, zira böyle bir ilginiz varsa asıl olmanız gereken yer Tanzanya’nın bir diğer noktası Serengeti bölgesidir..
Son olarak daha önce bir beyaz kumsalda bulunmadıysanız: filmlere, kartpostallara, hayallere layık Nakupenda! Adanın benim için en harika kısmı..
Gel-git nedeniyle sabah saatinde kıyıdan bir kayıkla öğle vakti dönmek üzere yola çıkılır, derme çatma bir gölge oluşturacak malzemeler, öğle yemeği ve tabii ki tropik meyveler yolluk olarak kaptanınızca temin edilir.. Ve bir yanı bir anda derinleşen, sakin masmavi suların olduğu bir sahilken diğer yanı ise hiç derinleşmeyen ama  sanki diğer yana üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışırcasına dalgaların kıyıya vurduğu bir sahildir.. Bu ikisinin çarpışmasını, sonsuzluğa uzanmasını izlemek ise dünyanın en keyifli manzarasıdır.. Lakin güneşin hiç alışmadığımız bir diklikte cildimize işlemesi bir yerden sonra rahatsız edici olmaya başlamaktadır.. ki doğa da bu manzarayı sonsuza kadar izlemenize izin vermez, öğleden sonra sular içinde bulursunuz kendinizi..

Tüm bu aktivitelerden sonra biz oldukça yorgun düştük, ve iyi ki de son günü dinlenmek üzere ayırmıştık.. Belki de balayı çiftleri için mükemmel olabilecek, belki de denizin dalgası dışında bir ses duymak istemeyecek tatilcileri cezbedicek mükemmel bir otele gelmiştik.. adanın en kuzeyinde, meşhur Nungwi Sahili’ne çok yakın Marina Beach Cottages. Size daha önce duymadığınız ancak Türkler’in yüzyıllardır oynadığı Mangala Oyunu’nu lokal oyun diye öğretecek misafirperver garsonlara sahip bir tesistir kendisi…Bu güzel tatilin ardından biz Türk standardı boyunuzla ayakta duramadığımız 12 kişilik uçaklarla yaklaşık 100 USD’a anakaraya, Darüselam’a varmayı tercih ettik. Ve her ne kadar tercih etmesek de THY’nin direk uçuşu ile gerçek hayata döndük,

Çok farklı bir kültürü, ülkeyi bir nebze tanımış olduk.
Tanzanya benim için:
Duyduğum, bildiğim diller arasında bence en enerji içeren günaydınına sahip “Jambo” ile karşılanacağınız, öğleden sonra tropikal bir seyler içmek istediğinizde ise bir o kadar sakinleşen Hakuna Matata (problem değil, hallederiz) diye sipariş alan garsonların “Pole pole” (yavas yavas) hareket ederek verdiği hizmetlerin İngilizce verildiği ama Swahilice yaşandığı ülkesi..
Taptaze deniz ürünleri, envai çeşit tropikal meyveleri ve çekincesi olanlar için Müslüman olmaları nedeniyle gönül rahatlığıyla lezzetli etler yiyebileceğiniz ülke.. Kendisi bizden ne kadar farklıysa mutfak kültürü ile bir Türk’ü o kadar mutlu edebilecek sürprizlerle dolu ülke..
Masai kabilesinden insanların kabilelerini bırakıp büyük şehre gidip, İstanbul’un birçok yerindeki
Tuktuk yazıları
Tanzanya Tuktuk

gibi değnekçilik (ki bunu da geleneksel elbise parçaları ve değnekleri ile ) yapıyor oldukları;  tüm işyerlerinin sahiplerinin Hintliler olup da marketteki kasiyer yerlilerin tüm hesabı yaptıktan sonra güvenilir görülmedikleri için para tahsilatı amacıyla sizi köşedeki Hintli yöneticilerine yönlendirdikleri, yerlilerinden çok yabancıların, expatların ve turistlerin tadığını çıkardığı çok güzel bir coğrafya burası.. Ve her geri kalmış ve geri kalmakta olan ülkede karşımıza acımasızca çıkan değerlerin çekinmeden tuk tukların üzerine yazıldığı ( ki gelişmişlerinde de sadece daha iyi kamufle edilen bir gerçekten öteye gidememesi ayrı konu)bir coğrafya… Topraklarının kahverengisini sadece çocukken Mon Ami pastel boyalarımızda gördüğümüz, efsane verimli topraklarının ama verimsiz insanlarının bulunduğu coğrafya.. Umarım bir gün yerlilerinin de verimli ve özgür olabileceği günler görür kendisi..

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Booking.com